14 Aralık 2008

FLORANSA GÜNLÜĞÜ – 5. GÜN

Kategori: Ben Bir Cezveyim, GEZİYORUM — Misss @ 10:55

21-05-2008

Bu sabah çok mutlu uyandım. AkÅŸama kursumuz var. Sabah Mesut uyandığında hasta olduÄŸunu söyledi. Önceki gün yediÄŸi dondurma sanırım mahvetti. Biraz kahvaltı etti yatmak için odaya gitti ben 1-2 saat kitap okudum. Uyandığında kendini daha iyi hissettiÄŸini söyledi. Biraz dışarıya çıkmaya karar verdik. Biraz dolaÅŸtık, fotoÄŸraf çektik. Otel yolumuzun üstünde SUÇ Müzesi. Önünden geçerken sürekli merakla bakıyordum. Bugün girmeye karar veriyoruz., benim gibi polisiye tutkunu biri için hem ürkütücü hem de ilginç bir yer. GiriÅŸ 5 euro. 

Meydana gidiyoruz. Hava güzel. Mesut’un enerjisi tükeniyor.. BirÅŸeyler yemek için açık büfe bir yere giriyoruz. Yemekler güzel gözüküyor. Belli sabit bir ücret ödüyorsun (kiÅŸi başı 8 euro) istediÄŸin yemeklerden bir tabak oluÅŸturuyorsun. Mesut haÅŸlanmış sebze, patates ve domatesli makarna aldı.

Ben pestolu ve peynirli sandığım sorma gereÄŸi dahi duymadığım makarna ve tavuk aldım. AÄŸzıma attığımda makarnanın pestolu deÄŸil kavunlu olduÄŸunu anladım. Evet kavun yanlış okumadınız. Benim erimiÅŸ peynir sandığım ÅŸeyler kavunmuÅŸ. Haklısınız bir göz doktoruna gitmeliyim. İnanamıyordum ama kavunlu makarnayla birbirimize bakıyoruz. yahuu makarnada kavunun ne iÅŸi var.. TavuÄŸun üstünde de yeÅŸillikler vardı. KuÅŸkonmaz diye düÅŸünüyordum korkarak tadına baktım. Evet kuÅŸkonmaz ama neyle piÅŸtiÄŸini anlayamadım. Garip, mayhoÅŸ bir tat. Biraz makarnadan ve tavuktan tırtıkladım. Mesut yemeklerini beÄŸendi. Her zaman olduÄŸu gibi klasik lezzetlerden vazgeçmeyeceksin. Atraksiyon yapmaya gerek yok al domatesli makarnayı otur. :)

Kalktık fotoÄŸraf çekip dolaÅŸarak otele döndük. Mesut 2 saat uyudu. Ben otelde kitap, dergi karıştırarak vakit geçirdim. Uyandığında kursa geç kalacağız paniÄŸiyle apar topar giyinip çıktık. Tur firmasıyla gidiyoruz yemek kursuna. Bizi bir meydandan alacaklar. Daha önceden kaydımızı yaptırdık, ücreti ödedik. Hiçbir beklentim yok , beklenti oluÅŸturmamak daha iyi. Lakin gitmek istediÄŸim asıl kursa gidememenin hüznü var. 16 kiÅŸilik bir grubuz. Tur firmasından çocuk bizi aldı. Yürüyerek, çevreyi anlatarak eÄŸitimin verileceÄŸi yere vardık. İçeri girdiÄŸimizde güleryüzlü mutlu bir ekip bizi karşıladı. 5 kiÅŸilik gruplara bölündük. Bizim gruptakilerin hepsi Amerikalı. ABD’li Debi ve Malcolm’la tanışıyoruz. 20. yıl evlilik yıldönümü ÅŸerefine İtalya’ya gelmiÅŸler. İkisi de dünya ÅŸekeri, güleryüzlü insanlar. Kadın bilgisayar prog., Malcolm emlakçı. DiÄŸer kadın’ın kursta ne iÅŸi var onu anlayamıyorum. (Kendisiyle saçma bir olay yaÅŸadığımızdan böyle diyorum, uzun hikaye, ama siz deli bir kadın olarak tanıyın kendisini) Tarif kitapçıklarını dağıttılar. Önlüklerimizi verdiler. Her grubun bir eÄŸitmeni var. Bir de tüm eÄŸitimden sorumlu bir ÅŸef var.

Kursun adı "In Tavola". Åžef her birimizle gelip tanışıyor. (O aradan gözüken siyah saçlı, ensesi açık olan benim) :) Benim yanıma geldiÄŸinde sos hazırlamak üzereyiz. Adımı sormadan sizin çorbalarınıza benziyor deÄŸil mi diye sordu. Biz derken? İspanyolların dedi. Dakika bir gol bir. Yine İspanyola benzetildim. İspanya’da da aynı ÅŸey başıma gelmiÅŸti. Etrafa aptal aptal bakarken bile İspanya’da İspanyollar bana gelip yol sordular. İtalya gezisi boyunca sanırım 4-5 kez İspanyolmusunuz diye soruldu.  :) Evet biraz andırıyorum kabul. Ben Türk olduÄŸumuzu söyleyince ÅŸaşırıyor. İlk Türkiye’li öÄŸrencileriz. Åžef sadece bizim masayla ilgilenmeye baÅŸladı. Sohbet ediyoruz. Kız arkadaşının bir lezzet turu yapacağından bahsediyor. İstanbul’dan doÄŸuya doÄŸru bir geziye çıkacak. Güvenlimi diye soruyor. Anlatıyoruz, ve maalesefki biz geldikten sonra Adapazarındaki o berbat olay gerçekleÅŸiyor. Sanırım o olaydan sonra ÅŸefin kız arkadaşı da diÄŸer birçok insan gibi Türkiye’ye gelmekten vazgeçmiÅŸtir. Türk mutfağından söz ediyoruz. Sohbet çok keyifli.

Åžef hep yanımızda İtalyan mutfağıyla ilgili bir sürü soru soruyorum. Yılmadan yanıtlıyor. İtalyan mutfağı ile ilgili alışveriÅŸ etmek istediÄŸimizi söylüyoruz, bize bir sürü adresler verip tarif ediyor. Tatlı yapmaya baÅŸlıyoruz. Tatlımız "Torta al Cıoccolato" Tatlıdan sonra "Pomodori al Rıso" yapıyoruz.

Ardından Ravioli ve Çıplak ravioli (Gnudı alla Toscana) hazırlayacağız. Onun ardından tavuklu bir yemek ( Pollo All’Aretına) daha yapacağız.

Tavuklu yemeÄŸin içinde mantar olacak. Åžef Mesut’a bu yemeÄŸi denediniz mi severmisiniz diye sorduÄŸunda mesut benim allerjimden söz ediyor. ÅŸef 1 dakika sonra kucağında bir sürü malzemeyle yanıma geliyor. Biber, ançuez, v.s. Size yemek hazırlayacağım diyor.

Bana özel bir tavuk yemeÄŸi hazırlıyor. İnanılmaz mutlu oluyorum. Böyle birÅŸeyi önemsemesi çok hoÅŸ. Yemekleri hazırladıktan sonra hep birlikte upuzun bir masaya oturuyoruz. EÄŸlenceli bir masa. Malcom’la ve Debi’yle sohbet ediyoruz. 2 japonun ve bizim dışımızdakilerin hepsi Amerikalı. Yanımızda Zimbabve’ye gitmiÅŸ bir eleman var. Orada çalışmış. İlginç anılar anlatıyor. Yemekle birlikte ÅŸarap içiyoruz. Kendi yapımları ev ÅŸarapları. Gece oldukça geç saat oluyor. Otele yürüyerek dönmeye karar veriyoruz. Yolda müzik grubunun mini konseri var. Durup dinliyoruz. Floransa ÅŸahane bir ÅŸehir. Venedikten bir gün çalıp Floransa’yı uzatmaya karar veriyoruz. (Oteli arayıp venedik’te iki gece kalacağımızı söylüyoruz. Venedik’teki otelden telefonda görüÅŸtüÄŸümüz kiÅŸi sorun olmadığını söylüyor) Floransa’daki otelimizde de yer var. Otele dönüp güzel bir uyku çekiyoruz.

22 Kasım 2008

PİSA ŞEHRİ VE PİSA KULESİ

Kategori: Ben Bir Cezveyim, GEZİYORUM — Misss @ 10:55

20-05-2008

Artık sabahları uyandığımda havaya bakıp ah çekmiyorum. Moralimi bozmuyorum ben moralimi bozdukça sanki hava daha da yaÄŸmurlu. Havayla bir inatlaÅŸma söz konusu. Ben de havayı görmezlikten gelmeye baÅŸladım. Misal hava yine yaÄŸmurlu ama ben sanki günlük güneÅŸlikmiÅŸ gibi bugün mızıldanmıyorum. :) Sabah kahvaltı etmek için kahvaltı salonuna iniyoruz. Kahvaltı ederken TV’de  pisa ÅŸehrinde havanın az bulutlu olduÄŸunu görüyoruz. Benim gözlerim pört pört (böyle bir sıfat var mı bilemedim, yoksa da Türkçeye kazandırmak istiyorum. Müsade var mı?? ) :)) açılıyor. Pisa’yı zaten görmek istiyorduk bugün gidelim diyoruz. Odaya gidip hazırlanıp, çıkalım diyoruz. Amanın o da ne getirdiÄŸimiz tüm eÅŸyalar kirlenmiÅŸ giyecek tek kıyafet bulamıyoruz. Yolda gördüÄŸümüz wash&dry’a gitmeye karar veriyorum. Mesut’un otelde kalıp Türkiye ile telefon görüÅŸmesi yapıp, email yanıtlaması kısaca biraz çalışması gerekiyor. 

Wash&dry’a bir kitapla birlikte gidiyorum. Canım sıkılmasın hem pisa ile ilgili birÅŸeyler okurum diyorum. Yıkama iÅŸlemine baÅŸlattığım sırada 2 hipi kızı izliyorum. O anda kafam dank ediyor. Ya bit, pire bulaşırsa bu mekandan.  BulaÅŸmaması için hiç bir neden yok. Bir paranoyaya kapılıyorum ki, her tarafım kaşınmaya baÅŸlıyorum. Huylanmakmı , psikolojik mi, ortamda bulunan sivrilerin becerisimi bilmem ayak bileklerim , kollarım kaşınmaya baÅŸlıyor, hatta hafif kabarıyor. AÄŸladım aÄŸlıycam. Yıkansın kurtulayım istiyorum. Bir taraftan aklımdan makinaya attığım eÅŸyalarımı gözden geçiriyorum. SevdiÄŸim kıyafetlerim mi var, acaba gaz yağı döküp floransa meydanında kocaman bir ateÅŸmi yaksam.. Abartıp :)) Hay huyla kaşınmayla hiç birÅŸeyde okuyamıyorum. :)))

Kuruttuktan sonra çamaşırları katlarken her noktasını inceliyorum sanki pireleri göreceÄŸim. Nasıl bir psikolojiyse üniversitede o kızlardan farkım yoktu ama pire mirede hiç olmadı diye kendi kendimi ikna ediyorum. :) Otele dönerken harika bir pastane görüyorum. mesutla birlikte çay yanında yemeye harika kurabiyeler alıyorum.

Otele gidip Mesut’a olanları anlatıp bir güzel onuda huylandırıyorum. Eeee yalnız başına huylanmak olmaz ama di mi?! :) Kurabiyelerle birlikte otel lobisinde çaylarımızı içiyoruz. Sonra hazırlanıp pisa’ya gitmek için yola çıkıyoruz. SMN istasyonuna gidip pisa için trene biniyoruz. Bilet 6,5 euro. 50 dakika sonra pisa’da oluyoruz. Tren İstasyonundaki büfeye kuleye nasıl gideceÄŸimizi soruyoruz. Bize otobüsle gideceÄŸimizi söylüyor. Otobüs biletlerini oradan temin ediyoruz. 1,3 euro. Garın dışında otobüs durakları var, Kuleye gidebilmek için yolun karşısından otobüse biniyoruz. Yarım saat sürüyor. 15-20 dakikada bir otobüs geliyor.

İçeriye kocaman kapı gibi bir yerden giriyoruz. Sanki burada havanın iyi olduÄŸunu duyan tüm turistler doldurmuÅŸ gibi. İğne atsanız yere düÅŸmez. her taraf hediye eÅŸya satan tezgahlarla dolu. Pisa kulesi mucizeler meydanı diye adlandırılan bir meydanda katedralle birlikte yer alıyor. 1173 yılında yapılmış. Pisa kulesi bitirildiÄŸi tarihten itibaren güneye doÄŸru eÄŸilmeye baÅŸlamış. Nedeni zeminin yumÅŸak olması. Son dönemlerde büyük bir projeyle yana eÄŸilme durdurulmuÅŸ durumda. Yaklaşırken insanların anormal pozlar verdiÄŸini farkediyoruz. Kimisi pisa kulesini tutuyor gibi davranıyor kimisi arkasında 3,4 kiÅŸi ittiriyor gibi davranıyor. Eeee böyle bir ÅŸebeklik var Zerrin yapmazmı çeÅŸitli ÅŸekillerde pisa kulesiyle ubibik pozlarımız Mesut tarafından çekiliyor. Pisayı zerrin kucaklarken, zerrin pisayı eÄŸik olmayan tarafa ittirirken gibi.. :)

Sonra kulenin tepesine çıkalım diyoruz. Kulenin giriÅŸi insan yığını bir sürü kiÅŸi sırada bekliyor. Ben zaten hafif tırsak yapım gereÄŸi "ben çıkarım kule yıkılır zaten yana eÄŸik ben bu sorumluluÄŸu alamam" diyerek yan çiziyorum. Katedralin içini v.s. gezip çıkıyoruz. Etrafı gezip keÅŸfedelim, ara sokaklara girip çıkıyoruz. İtalya’ya geldiÄŸimden beri gördüÄŸüm her türlü yerde yemek yiyip bünyeme birÅŸey olmamasından cesaretle gördüÄŸümüz izbe bir pastahanemsi yerden deÄŸiÅŸik bir pastayı elime alıyorum, Mesut ise daha az riskli bulduÄŸu dondurmadan alıyor. Afiyetle yiyerek dolaşıyoruz. Hediyelik eÅŸya satan tezgahlardan hediyeler alıyoruz. Floransa’da bana göre hediye alınabilecek en uygun ve çok çeÅŸitin bulunduÄŸu yer burası.. AlışveriÅŸ edip, saÄŸda solda gördüÄŸümüz Türkler’e laf atıyoruz.. :) Geri dönüÅŸ için indiÄŸimiz yerden otobüse binip tren istasyonuna geldik. AkÅŸama daha önceden baktığımız operaya gitmeyi hedefliyoruz. Trene bindik Mesut hafif halsizleÅŸtiÄŸini midesinin bulandığını söylemeye baÅŸladı. ben domuz gibiyim. Hiç bir ÅŸeyim yok. Pasta bir enerji vermiÅŸ sormayın. Her yeri gezip göresim, operaya gidesim var. Floransaya geldiÄŸimizde mesut daha kötü oluyor. Sanırım yediÄŸi dondurmanın sütü bozuktu?! Operaya gitmekten vazgeçip, saÄŸlıklı bir yemek yiyip otele gitmeye karar veriyoruz. Daha önce gidip yemek yediÄŸimiz bir yerde birÅŸeyler yiyip otele dönüyoruz. Mesut dinlendi, uyudu ben dergi kitap karıştırdım. Umarım sabah Mesut iyi olur diyerek uyudum. Sabah yemek kursumuz var.

NOT: Mutfak Okuluna yeni ders eklenmiÅŸtir.

07 Kasım 2008

FLORANSA 4.GÜN – SİENA GEZİSİ —

Kategori: Ben Bir Cezveyim, GEZİYORUM — Misss @ 10:55

19-05-2008

Sabah gök gürültüsüyle uyandım. Zaten moralimide o ses mahvetti. Floransa bana oyun oynuyor. Bu sabah amacım pazara gitmekti. Buranın halkının gittiÄŸi yerel bir pazar oluyormuÅŸ. Sabah kahvaltımızı ettik. mesut beni mutlu etmek için uÄŸraşıyor. Ben mızıldanıyorum. Pazara gidemeyeceÄŸimiz için çok üzgünüm. mesut neden gidemeyecekmiÅŸiz, ÅŸemsiyelerimizle gideriz dedi. YaÄŸmur çamur dinlemeden çıktık yola. Elimizde ÅŸemsiye ve en kapalı pabuçlarımız bez spor ayakkabılar.Pazar yerine gitmek için S.Marco’dan otobüse biniyoruz. otobüs durağına kadar yüyürken zaten sırıl sıklam olduk. Hayalim pazar alanından ÅŸahane çizme veya bot bulmak. Pazar alanına bir parkın içinden geçilerek gidiliyor. Yılmak yok o pazara gideceÄŸim.. :) Bizim gibi deli 3-5 turist daha var çevremizde. hepimiz ppazara ulaÅŸmaya çalışıyoruz. :) Arada da birbirimize gülüyoruz, çünkü onların ayaklarında ÅŸortlar ve terlikler var. Sanırım benim gibi çizme hayalleri var.  Parkın içinde yer yer gölcükler oluÅŸmuÅŸ.

Pazara ulaÅŸtığımızda hayal kırıklığına uÄŸruyoruz. DoÄŸru düzgün esnaf tezgah açmamış. Küçük kamyonetvari araçları var üstleri kapalı. Arkasını yanlarını açabiliyorlar, hopp tezgah açılıyor. Ama yaÄŸmur öyle çok ki arabanın içinde oturuyorlar. Yine de açan tezgahları geziyoruz. Biraz alışveriÅŸ ediyoruz. Elbette çizme yok. :) Ayakkabılarım o kadar ıslandı ki içine artık su almıyor, ayaklarım dışarıya su verir durumda.. :)) Bir peynir tezgahına yanaşıyoruz, karı koca tezgahın arkasında bize bakıyorlar, artık nasıl görünüyorsak. Bir sürü peynir tattırıyorlar bize, onlar bizi anlamıyor biz onları anlamıyoruz, bir sürü peynir alıp pazardan ayrılıyoruz.

SMN istasyonuna gitmeye karar veriyoruz. Minik bir alışveriÅŸ merkezi, kapalı bir çarşı görmüÅŸtük. Gidip ayakkabı alalım diyoruz. Sonunda kapalı bir alt geçit gibi maÄŸazaların bulunduÄŸu yere giriyoruz. Ayakkabı denemek için çoraplarımı deÄŸiÅŸtirmeliyim, aksi takdirde esnaf beni ayakkabıyla kovalar. :) Ama ayakkabıcılarda deneyecek pabuç yok. Her yer yazlık sezona geçmiÅŸ ve tek kapalı deri ayakkabı yok. Batayı göörüyoruz, kapısının önüne 2 bot bir çizme koymuÅŸ. Birini beÄŸeniyorum. Numarası kalmamış. Sadece birinde benim numaram var ve tek. Yani toplam 3 kapalı ayakkabıları var onuda kapının önüne koymuÅŸlar. Mesut’a ve bana birer çift ayakkabı alıyoruz.

Her yer ıslak ama benim ayaklarım kuru nasıl mutluyum anlatamam. Bir fırın görüyoruz oradan nefis ekmekler alıyoruz, otele dönmeye karar veriyoruz. Elimizdekileri bırakıp kıyafet deÄŸiÅŸtirip atıyoruz kendimizi dışarıya.. Önce Dumo meydanındaki gözümüze kestirdiÄŸimiz  bir cafe’de (Le Cantine Dı Caviro) birÅŸeyler yemeye karar veriyoruz. Porsiyonlar küçük, fiyatı pahalı bir yer. Makarna ve deniz mahsüllü salata yiyip kalkıyoruz.

Hedefimiz Siena’ya gitmek. Sienaya gitmek için otobüs garına gitmeliyiz.Otobüs garı SMN ‘da. Otobüs bileti 6,5 euro. Otobüsler gayet konforlu 1 saat 10 dakika içinde Siena’da oluyoruz.Siena bir masal ÅŸehri. Her yer kızıl. Zaten resimle ilgilenenler bilir siena kızılı diye bir renk vardır iÅŸte buradaki yapılardan almış o ismi. :) Siena yaÄŸmurlu deÄŸildir umarım diyoruz ama indiÄŸimizde hafif çiseleyen bir hava karşılıyor bizi.

FotoÄŸraf çekip dolaşıyoruz. Benetton’un outletini görüyoruz. Outlet lafı duyduÄŸunda beyni dönen benim gibi biri için müthiÅŸ mutluluk. :) Anında giriyorum altüst ediyorum. AlışveriÅŸ ediyoruz, Türkiye’ye göre fiyatlar çok çok uygun.

Biraz daha dolaÅŸtıktan sonra restaurant aramaya baÅŸlıyoruz. İçerisi dolu. 2 kiÅŸilik masa var sadece. Bir taverna burası. Ben harika bir enginarlı soÄŸanlı risotto yiyorum, mesut oranın ünlü bifteÄŸinden sipariÅŸ veriyor. Salata ve yanına house wine alıyoruz.

Biz yemeÄŸi yiyip bitirdikten sonra hesabı getiren çocuk bifteÄŸimizin yarım porsiyon çıktığını o yÄŸzden az para alacağını söylüyor. peki diyoruz. farketmemiÅŸtik bile. :) Toplam 22 euro ödüyoruz. Oldukça eÄŸlenceli bir yer. çok keyifli bir akÅŸam geçiriyoruz. Son otobüsü kaçırmamak için koÅŸturuyoruz. :) Floransaya otelimize geri dönüyoruz. yaÄŸmur dinmiÅŸ mi nee?? :))

 

12 Ekim 2008

FLORANSA GÜNLÜĞÜ – 3.GÜN

Kategori: Ben Bir Cezveyim, GEZİYORUM — Misss @ 10:55

18/5/2008

 

 

 Sabah  uyandığımda havanın yaÄŸmurlu oluÅŸu moralimi altüst etti. Kahvaltımızı edip ne yapalım diye düÅŸünmeye baÅŸladık. Müze gezmeye karar verdik. Oteldeki turlara göz attık. Uffizi’yi gezip görmek istiyoruz. Büyük bir zaman dilimi ayırmak gerektiÄŸi için yaÄŸmurlu bir gün uygun olur diye düÅŸündük. Otelden çıkarken ayağımıza banyo bonesi geçirmeye karar verdim. :))) Evet evet yanlış duymadınız. Spor ayakkabılarım su geçirmesin ayaklarım üÅŸümesin diye. :) Uffiziye doÄŸru yola çıktık. Otobüs durağına kadar ıslanmayan yerimiz kalmadı. Boneler hiç iÅŸe yaramadı. :)))) Çıkarıp attım. Spor ayakkabı ve sandalet getiren benim gibi bir sersem ne yaparsa onu yaptım. Ayakkabılara bakmaya baÅŸladım. Ama maÄŸazalar Pazar olduÄŸu için kapalıydı. Tek tük açık maÄŸaza vardı onlarda da tek bir kapalı ayakkabı yoktu.

 

 

Uffiziye gittiÄŸimizde 100’lerce kiÅŸinin sırada beklediÄŸini gördük. Görevli minumum 2 saat sonunda girebileceÄŸimizi söyledi. Genelde sıra olduÄŸunu biliyoruz amacımız rezervasyon yaptırıp gelmekti ama yaÄŸmurlu havayı bu ÅŸekilde deÄŸerlendirelim istedik. Siraya girdik, beklemeye baÅŸladık. 1 saat sonra yaÄŸmur dindi. Bizde baya ilerlemiÅŸtik. Ayaklarımdan gelen vıcık vıcık seslere son verip birazda olsun ayaklarım ısınsın diye çorap almaya gittim. (yolda bir çorapçıyı gözüme kestirmiÅŸtim. Bu sırada herkesin ayakkabılarına bakıyorum yürürken herkes benimle aynı durumda ya terlikliler ya spor ayakkabıları var ve sırılsıklamlar. Biraz daha kendimi iyi hissettim. :)) Tek akıllı ben deÄŸilim.. :) Çorap alırken davut heykelinin tam karşısındaki pizzacıdan dilim pizzalar aldım. Beklerken atıştırdık. Uffiziye girebilmek için 3,5 saat bekledik. Beklerken yanımıza resim çizip satanlar, karikatür çizenler, canlı heykeller geldi iÅŸlerini yaptılar gittiler biz yine bekledik. :)

 

 

Sıradakilerde neredeyse akraba olacaktık. 30 kiÅŸilik parçalar halinde içeriye alınıyoruz. 30 kiÅŸiden sonrada min. 20 dakika bekliyorsun. Yanımıza genç bir kızla delikanlı geldiler. Ben anladım ki kaynak yapacaklar. 3,5 saat beklemiÅŸim. Kaynak yaptırırmıyım. :))) Ben mesut’a söylediÄŸimde önümüzdeki çiftde durumdan rahatsız olmuÅŸlar. Bunlar girmeye çalışıyorlar deÄŸil mi diye bize sordular. Galiba dedik. Adam gidip gerideki 100’lerce kiÅŸiyi göstererek sıraya girmesi gerektiÄŸini söyledi. Biz sıraya gir diye bağırmaya baÅŸladık. :)))) 3 saatten sonra anlayış denilen ÅŸey kalmıyor. Adam hatırlattığı halde gayet yavÅŸakça sıraya girmeye çalışıp beklemeyi sürdürdüler. O sırada kapı açıldı. Bizimle birlikte girmeye çalışırken müzenin çevresinde dolaÅŸan polislere ÅŸikayet edildiler. Polis sıraya girmesini söylediÄŸinde bizim ona adilik yaptığımızı aslında 2 saattir sırada olduÄŸunu söyledi. :)) Sonrasında biz içeriye girdik eleman noldu bilmiyoruz. Ama müzeye girebilmek için böyle bir yüzsüzlük bravo diyip ÅŸapka çıkarttık. :) Neyse biz uffiziye büyük uÄŸraÅŸlarla girdik. GiriÅŸ 6,5 euro. Böyle bir müze için az  bile.

 

 

Galeri 35’İn üzerinde odadan oluÅŸuyor. Tam 2 gün geçirilebilir. Dolu dolu. Kronolojik sırayla eserler odalarda sergileniyor. En eski eser 1300’lü yıllara ait. Botticelli’nin Leonardo’nun, Michelangolonun eserleri mevcut. Botticelli’nin ünlü tablosu Venus’ün orjinalini dakikalarca seyretmek müthiÅŸ keyifliydi. Galeride dolaÅŸmaya ara verip galerinin cafesinde oturup birÅŸeyler atıştırıp, çay kahve içtik. Tekrar resimlere geri döndük. Galeri 19-oo’a kadar açıktı. Son ana kadar takıldık. Kitapçısında kitaplara göz attık. Birkaç kitap aldık. Dışarıya çıktığımızda hala hava kararmamıştı ve yaÄŸmurda dinmiÅŸti..

 

 

Biraz dolaşıp hava alalım dedik. Ayakkabılarım kurumuÅŸtu, içine zaten kuru çorapları giymiÅŸtim. Keyfim süpperdi. Yemek yiyeceÄŸimiz yere karar verdik. Bu sırada dondurmacı gördüm. Geçip gitmek olmazdı. İtalyaya geldiÄŸimden beri hergün dondurma yiyorum hem de birkaç sefer. :) Haritada yerini bulduk.

 

Coco Lezzone isimli restauranta gittik. Fiyatlarının yükseliÄŸi ve yer olmaması sebebiyle baÅŸka yere gitmeye karar verdik. Borgo Antico denilen yere gitmeye karar verdik.  İnce kabuklu pizzasıyla ünlü bir yer. Açık havada oturabiliyorsunuz. Yeri bulmakta zorlandık çünkü isminin yazılı olduÄŸu levhayı ÅŸemsiyeler kapatmıştı. Tam önünde hippi pazarı diye söyledikleri bir Pazar vardı.

 

 

Pazarı görünce çıldırdım. Organik ürünlerin ve el yapımı ahÅŸaptan ürünlerin olduÄŸu bir pazardı. Birkaç ürün aldık. AlışveriÅŸ ettik. FotoÄŸraf çektik.

 

 

Pizzacı Santo Spirito meydanında. Hem meydanı görmüÅŸ oluruz dedik. Meydan İtalya’daki diÄŸer meydanlar gibi gösteriÅŸli. Karnımızın sesini dinleyip hemen oturduk. :) Mesut Sicilya usulü pizza söyledi. Ben ravioli söyledim. Leziz bir yemekti. Mesut’un pizzasına konulan lakerda ağız tadımıza çok uymasada silip süpürdük her iki yiyeceÄŸide.. :)

 

 

Garsonlardan sadece biri ingilizce biliyor. O da çata pata.. :) Yemekten sonra Davutu görmeye gidelim hem orada canlı müzik dinleriz, birÅŸeyler içeriz dedik. Köprünün üstünde gece fotoÄŸraflar çektik. :) Bu sırada bu bisikletli arkadaşı gördük. Arkasında sarhoÅŸ bir adamı taşıyor. Adam küfelik durumda :) Onların küfeside böyleymiÅŸ dedik. :)))

 

 

DolaÅŸtık, dinlendik birÅŸeyler içtik, bir yerlerde oturduk, otele döndük. 

 

03 Ekim 2008

FLORANSA GÜNLÜĞÜ – 2.GÜN

Kategori: Ben Bir Cezveyim, GEZİYORUM — Misss @ 10:55

17/5/2008

 

 

Roma’daki otelden sonra bu otelin yatak yayları oldukça rahatsız ona raÄŸmen deliksiz uyudum. Otelin ses yalıtımıda kötü. Yorgun olmassanız sesler sizi uyandırabilir. Otelde fiyata kahvaltı dahil. Kahvaltıdan sadece kruasan ve çay , kahve beklerken peynir ve kızarmış ekmek görünce mutlu oldum. Bir de yanında domates olsaydı tam süpper olurdu ama neyse J bunada ÅŸükür diyerek güzel bir kahvltı ediyoruz.

 

 

Dışarıda yaÄŸmur yağıyor. Görmezden geliyorum, moralim bozulmasın diye.. J Uffzi galerisine gidelim diyoruz. Müzeye yürürken güneÅŸ açıyor. Tembellik yapmaya karar veriyoruz. Bir Pazar yeri görüyoruz. San Lorenzada dışarıda bir sürü tezgah var. Fiyatları yüksek, turistik Pazar yeri. Ama herÅŸeyi bulabilirsiniz. Biraz bakınıyoruz. FotoÄŸraf makinasının pilini otelde unuttuÄŸumuzu farkediyoruz. San Lorenzo otel arası yürüyerek 15 dakika.

 

 Resepsiyondaki bayanın haritada iÅŸaretlediÄŸi marketo denilen kapalı pazara gitmeye karar veriyoruz. BirÅŸeyler alırız diyoruz. Åžarküterilerin, balıkçıların, sebze meyve satıcılarının bulunduÄŸu inanılmaz bir yer. Her ÅŸeyin tadına baka baka hayran hayran dolaÅŸtık. AlışveriÅŸ ettik, sicilya domatesi, deÄŸiÅŸik, lezzetli, ilginç peynirler, roka, kiraz, kayısı aldık. Hepsi 5 euro tuttu. Otele geri döndük.

 

Mesut biraz iş yaptı, sonra yeniden vurduk sokaklara kendimizi.

 

 

Tüm sokaklara girip çıktık. Bol bol fotoÄŸraf çektik. Ara ara dinlendik, yeniden yürüdük. Yeniden yaÄŸmur atıştırmaya baÅŸladı.San Lorenzoyu görelim dedik. San Lorenzo dışardan büyük bir ambarı andırıyor, içerde bir sürü lahit var.. Büyük bir kilise diyebiliriz. Dışarıya çıkıp ünlü Capelle Medicee’de ki Medici Lahitlerini görmek istedik. İçinde bulunan Yeni sakristi Michelagelonun tek kiÅŸilik sergisi gibi. Nefis.. Dışarıya çıktığımızda yaÄŸmur dinmiÅŸti.

 

 

Bir cafede çay kahve içip tatlı yemeye karar verdik.. Panna nedilen dünya güzeli tatlıyla tanıştım. Panna cotta deÄŸil ama bu J farklı biÅŸi. Barda takıldık. Çay kahve tatlılar 2,5 euro tuttu. Wc’yi sordum. Çalışanlar ingilizce bilmiyor. Ama birÅŸekilde tarif ettiler. Anladığım gibi gittim. J Yukarısı dediÄŸini düÅŸündüm. Üst kata çıktığımda yapım yerini gördüm. Gariban gibi ortalıkta dolaşıp tuvalet arıyorum ama her yer pasta kurabiye, kocaman fırınlar. O anda kendimden geçmiÅŸim. J kendime geldiÄŸimde koÅŸarak aÅŸağıya indim. Birisi görüp kızar diye korktum. J Tuvaleti ben burada bulamayacağım anlaşılan diyip bir koÅŸu çıktım mekandan. J

 

 

Tüm dikkatim kendimde sadece tuvalet bakınıyorum. Tarihi esermiÅŸ, sanatmış çiÅŸim varken neyleyim. :))) O sırada süpper bir bina gördük. İnsanlar bir iÅŸte bir güçte. Bina bir bahçenin içinde içeride wc tabelası görür gibi oldum. Önümüzden bir çift girdi. Bu binanın arka kapısı gibi. Görevli önümüzdeki çifte buranın görevli kapısı olduÄŸunu ön taraftan girmemiz gerektiÄŸini söyledi. Önümüzdeki çift biÅŸiler söledi o biÅŸiler söledi gerisini anlamadık görevli bize ve önümüzdeki çifte ne halimiz varsa görün ÅŸeklinde serbest bıraktı. Biz de J içeriye girdik. Sonunda wc buldum. Sonra içeride bir sergi için hazırlık yapıldığını, özel davetlilerin geldiÄŸini, davetiyelerle girilen bir yer olduÄŸunu farkettik. Biz takılıyoruz, kimse birÅŸey demiyor. Davetliyiz sanılıyor sanırız?? FotoÄŸraf çekiyoruz, hazırlıkları izliyoruz, sonra konuklar, davetliler gelmeye baÅŸladı, hepsi şıkır şıkır giyinmiÅŸ, gece kıyafetleri giymiÅŸ insanlar. Oraya hiç yakışmıyoruz. J Onlara göre dubidik tipleriz. Ama kimse birader siz napıyorsunuz burda diye sormuyor. DolaÅŸtıktan sonra çıktık. J

Yemek yiyeceğimiz yere karar verdik. Oturup haritadan gideceğimiz noktayı bulduk.

 

 

Köprünün üstünden geçerken hintli müzik yapan tipler gördük. Oturduk müzik dinledik. 

 

 

Rehberdeki adreste 10 numara diyor. Ama sokakta 10 numara yok. Aynı rehberde o sokakta baÅŸka bir rest. Daha vardı. Oraya gidelim dedik. Angiolino isimli bir trattoria. 100 senedir aynı yerde toscana yemekleri sunuyor. Floransalıların gidip takıldıkları, yemek yedikleri bir mekan. İçeriye girdiÄŸimizde çok dolu olmadığını farkediyoruz, meÄŸer rezervasyonla gidiliyormuÅŸ. Turistler için 3 masa ayırmışlar. O alana bizi oturtuyorlar. Küçük masalar, kareli masa örtüleri, yaÅŸlı güleryüzlü garsonlar .. Mesut penne all’angiolino ısmalıyor.

 

 

Ben enginarlı risotto söylüyorum. Bir ÅŸiÅŸe Chianti ÅŸarabı getiriyorlar yanına. HerÅŸey çok lezzetli. Ardından baÅŸka bir masanın sipariÅŸ ettiÄŸi tatlı dikkatimizi çekiyor. İtalyan kurabiyeleri ortasında sıvı biÅŸi var. Batırıp batırıp yiyolar. Amanın o ne ki diyerek sipariÅŸ ediyoruz.

 

 

O sıvı meÄŸer tatlı ÅŸarapmış. Kurabiyeyi ÅŸaraba batırıp yiyomuÅŸsun. Her biÅŸi 38 euro tutuyor.

 

 

YürüyüÅŸ yapalım dedik. Köprü geceleyin de harika. Davutun yanına gidelim oturur müzik dinleriz seyrederiz dedik. Biraz takıldık. Biraz yürüdükten sonra otobüsle san marcoya oradan otele geçtik. İşallah sabah yaÄŸmur yaÄŸmaz diye diye uyuya kaldım.