ETLİ ENGİNAR

Bloga ısınma çalışmalarında çok başarılı olamadım. Kabul ediyorum. Sıcakların bastırması, Ada’nın tüm zamanımı kaplaması, yapılacak şeylerin tümünün sıraya dizilmesi ve bloga yazı yazmanında sıralarda geride yer alması, bir türlü yazamamamın nedeni. Bir de Ada için günlük hazırlıyorum. Eski kıvraklığımı kaybetmiş olmam, resim eklerken bile anaaam nasıl ekliyoduk bu resmi, eee iyide kategori nasıl oluşturulur hoydaaaa şeklindeki nidalarımla zar zor yazıyorum. Görsel tarafı tamamlanmadığından, içerik tamam olsa da günlüğü daha yayınlayamıyorum.
Her günüm aynı geçiyor. Bazen aynı günü tekrarladığımı ve bana zalim bir oyun oynandığını düşünmeden edemiyorum. Meğer ben eskiden ne faal bir insanmışım, ne keyifli şeylerle uğraşıyormuşum… Ahhh kıymetini bilememişim, bilememişim.. (burada dizlerime vurarak lililililili diye ses çıkarıyorum bir taraftan, hayal edin diye açıklayayım dedim) :)))
Neler yaptık biz son yazımızdan bugüne. Ada 5 aylık olmak üzere. Üzere diyorum çünkü bu yazıyı yazar yazmaz yayınlarsam :) 5. aya 1 haftası var. :) Keyfi yerinde, annesini üzmüyor, hergün bir atraksiyonla günümü neşelendiriyor. Sizlerin de ellerinden yalıyor. Daha öpmeyi bilmiyor. :).
Biz bu 2 aya Bolu, Lüleburgaz, Tekirdağ ziyaretleri sıkıştırdık. Bir de Antalya tatili. Özlem, Ada’nın bu gezme tozmaları için "ben 34 yaşındayım bu adam kadar gezmedim daha" dedi. Hala aklıma geldikçe gülüyorum.
Birde beni hala hayrete düşüren bir olay yaşadım. Blogtan tanıdığım güzel insan İnci ile yüzyüze tanışmasakda facebook aracılığı ile ara ara görüşüyoruz. Ada ve benim fotoğrafımızı da oradan görmüş. Önümde babam dursa, eğer onu görmeyi beklemiyorsam tanımaktan aciz biri olarak bu yaşadığımın ne demek olduğunu varın siz düşünün.
Ada ile Ikea’da alışveriş etmiştik. Kasada beklerken bir bayanın bize baktığını farkettim. Göz göze geldik. Ve ben tüm öküzlüğümle gözümü kaçırdım. :) Arkamdan Zerrin diye biri seslendi. Göz göze geldimiz bayan bana sesleniyordu. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Adayı göstererek Ada değil mi dedi evet dedim. Ülen nereden tanıyorum diye kafamın içinde milyon soru. Eskiden tanışıyor olsam Ada’yı nereden bilsin. Eeee yeni tanışık olsam niye hatırlamıyorum.. Ben İnci Akar dedi. Ben şoktayım. Nasıl tanıdığını anlattı bana. Öpüştük. Yıllardan beri görmediğimiz 2 dost gibi sarıldık birbirimize. Beni saç modelim, bakışlarım ve Ada sayesinde tanımış. Artık nasıl bakıyorsam insanlara :)))) İnci pek şeker ve tatlı biri ama en önemlisi hayatımda gördüğüm en dikkatli insan. Çok etkilendim İnci senden, bildiğin gibi değil. :))
Bir de insan sürekli evde vakit geçirince saçma sapan şeyler heyecan yaşatıyor onu farkettim. Mesela son zamanlarda heyecanlandığım en önemli konuların başında Bihterle Behlül geliyor. Ne olacak acaba bu Nihale merak içindeyim. :))
Bir de Pınar Hanım’dan bahsedeceğim size. Bugüne kadar çeşitli yerlerden organik ürün almaya çalışmışlığım, almışlığım var. Ama bir türlü istediğim gibi olmuyordu. Ya ürünler çok lezzetli oluyor ama fiyatıda ciddi el yakıyordu, ya paketlenmeleri özensiz oluyor gelinceye kadar bozuluyordu, ya da ya da ya da.. İşte Pınar Hanım’dan aldığım ürünler tüm bu şikayetlerimi çözdü. Pınar Hanım’ın çiftliği Aydın’da. Geçen hafta ilk siparişimi verdim. Kosssskocaman bir koli geldi. Domatesler ezilmesin diye tek tek gazete kağıdına sarılmışlardı. Ada ek gıdaya başladığından her sebzenin meyvenin gerçek lezzetini tatsın istiyorum. İlk kutunun içinden çıkan köy biberi, domatesi ne kadar anlatsam kelimeler yetersiz kalır. Ada’nın eline verdiğim salatalıkları cork cork emişini görünce tamamdır dedim. :) Pınar hanımın hikayesini buradan okuyabilirsiniz. Sipariş vermek, ürünleri görmek için Pınar Hanım’a email atıp listeyi isteyebilirsiniz..
Bu sıralarGrupanya diye birşeye takıldım. Aman allahım biri beni durdursun demek istiyorum lakin her sabah gelen avantaj emailindeki avantajlardan satın almamak için kendime baskı yapıyorum. Zerrin bunu alma tamam ucuz ama alma ne yapacaksın kemerburgazdaki kuru temizleme hizmetini sen nerede oturuyorsun kemerburgaz neresi gibi gibi kendimi ikna ediyorum … Bi bakın ilginizi çekebilir.
Öğrendiğim ve müthiş faydalandığım bir güzellik reçetesini paylaşayım bir de. Eğer dirsekleriniz ya da topuklarınız sertleşmişse kullanacağınız vaselin kremi alıp içine bir ezilmiş aspirini karıştırın. Ve sürün.. Sürdüğünüz yerler yumşacık pamuk gibi olacak. :))
Hanımellerin un kurabiyesi reklamını çok beğendim..
Yazı aldı başını gidiyor biliyorum. Ama bunu söylemeden bittirmeyeceğim yazıyı. Yeniköyde Takanik isimli balık evinde dil balığını güveçte yiyin. Yerken Zerrin ne haklıymışsın harika bir yemekmiş bu diyin e mi.. :)
Ahmet Ümit İstanbul Hatırasını okuyorum. Pek keyfili başladı …
Saha kenarında ısınma çalışmaları tamam, sahaya inicem yakında :)))
Yukarıdaki enginar nefis oldu… Üstte bahsettiğim Pınar Hanımın çiftliğinden gelen enginarlarla ve bezelyeyle yapıldı.. Tadına doyum olmadı.
Malzemeler:
4 adet çanak enginar
250 gr. parça et
1 çay bardağı bezelye
2 yemek kaşığı zeytinyağ
2 iri diş sarımsak
tuz, karabiber, kekik, kırmızı toz biber, istediğiniz baharat..
Hazırlanışı:
1- Enginarların üzerine zeytinyağını ve 1,5 çay bardağı su ekleyip haşlayın. (eğer düdüklü varsa şipşak pişecektir.)
2- Pişen enginarları alın. İçine eti koyun su ve yağ içinde kalsın. Eti haşlayın. Düdüklü olursa bu işte şipşak olur. :) Son dakikasında bezeleyeleri ekleyin diriliğini kaybetmeden altını kapatın.Altını kapadıktan sonra rendelenmiş çiğ sarımsağı ekleyin. Üstüne baharatları ekleyip karıştırın.
3- Enginar çanaklarının içine etli karışımdan koyun. Dere otuyla süsleyip mideye indirin. :) Afiyet olsun.



























