FLORANSA GÜNLÜĞÜ – 3.GÜN
18/5/2008

Sabah uyandığımda havanın yağmurlu oluşu moralimi altüst etti. Kahvaltımızı edip ne yapalım diye düşünmeye başladık. Müze gezmeye karar verdik. Oteldeki turlara göz attık. Uffizi’yi gezip görmek istiyoruz. Büyük bir zaman dilimi ayırmak gerektiği için yağmurlu bir gün uygun olur diye düşündük. Otelden çıkarken ayağımıza banyo bonesi geçirmeye karar verdim. :))) Evet evet yanlış duymadınız. Spor ayakkabılarım su geçirmesin ayaklarım üşümesin diye. :) Uffiziye doğru yola çıktık. Otobüs durağına kadar ıslanmayan yerimiz kalmadı. Boneler hiç işe yaramadı. :)))) Çıkarıp attım. Spor ayakkabı ve sandalet getiren benim gibi bir sersem ne yaparsa onu yaptım. Ayakkabılara bakmaya başladım. Ama mağazalar Pazar olduğu için kapalıydı. Tek tük açık mağaza vardı onlarda da tek bir kapalı ayakkabı yoktu.

Uffiziye gittiğimizde 100’lerce kişinin sırada beklediğini gördük. Görevli minumum 2 saat sonunda girebileceğimizi söyledi. Genelde sıra olduğunu biliyoruz amacımız rezervasyon yaptırıp gelmekti ama yağmurlu havayı bu şekilde değerlendirelim istedik. Siraya girdik, beklemeye başladık. 1 saat sonra yağmur dindi. Bizde baya ilerlemiştik. Ayaklarımdan gelen vıcık vıcık seslere son verip birazda olsun ayaklarım ısınsın diye çorap almaya gittim. (yolda bir çorapçıyı gözüme kestirmiştim. Bu sırada herkesin ayakkabılarına bakıyorum yürürken herkes benimle aynı durumda ya terlikliler ya spor ayakkabıları var ve sırılsıklamlar. Biraz daha kendimi iyi hissettim. :)) Tek akıllı ben değilim.. :) Çorap alırken davut heykelinin tam karşısındaki pizzacıdan dilim pizzalar aldım. Beklerken atıştırdık. Uffiziye girebilmek için 3,5 saat bekledik. Beklerken yanımıza resim çizip satanlar, karikatür çizenler, canlı heykeller geldi işlerini yaptılar gittiler biz yine bekledik. :)

Sıradakilerde neredeyse akraba olacaktık. 30 kişilik parçalar halinde içeriye alınıyoruz. 30 kişiden sonrada min. 20 dakika bekliyorsun. Yanımıza genç bir kızla delikanlı geldiler. Ben anladım ki kaynak yapacaklar. 3,5 saat beklemişim. Kaynak yaptırırmıyım. :))) Ben mesut’a söylediğimde önümüzdeki çiftde durumdan rahatsız olmuşlar. Bunlar girmeye çalışıyorlar değil mi diye bize sordular. Galiba dedik. Adam gidip gerideki 100’lerce kişiyi göstererek sıraya girmesi gerektiğini söyledi. Biz sıraya gir diye bağırmaya başladık. :)))) 3 saatten sonra anlayış denilen şey kalmıyor. Adam hatırlattığı halde gayet yavşakça sıraya girmeye çalışıp beklemeyi sürdürdüler. O sırada kapı açıldı. Bizimle birlikte girmeye çalışırken müzenin çevresinde dolaşan polislere şikayet edildiler. Polis sıraya girmesini söylediğinde bizim ona adilik yaptığımızı aslında 2 saattir sırada olduğunu söyledi. :)) Sonrasında biz içeriye girdik eleman noldu bilmiyoruz. Ama müzeye girebilmek için böyle bir yüzsüzlük bravo diyip şapka çıkarttık. :) Neyse biz uffiziye büyük uğraşlarla girdik. Giriş 6,5 euro. Böyle bir müze için az bile.

Galeri 35’İn üzerinde odadan oluşuyor. Tam 2 gün geçirilebilir. Dolu dolu. Kronolojik sırayla eserler odalarda sergileniyor. En eski eser 1300’lü yıllara ait. Botticelli’nin Leonardo’nun, Michelangolonun eserleri mevcut. Botticelli’nin ünlü tablosu Venus’ün orjinalini dakikalarca seyretmek müthiş keyifliydi. Galeride dolaşmaya ara verip galerinin cafesinde oturup birşeyler atıştırıp, çay kahve içtik. Tekrar resimlere geri döndük. Galeri 19-oo’a kadar açıktı. Son ana kadar takıldık. Kitapçısında kitaplara göz attık. Birkaç kitap aldık. Dışarıya çıktığımızda hala hava kararmamıştı ve yağmurda dinmişti..

Biraz dolaşıp hava alalım dedik. Ayakkabılarım kurumuştu, içine zaten kuru çorapları giymiştim. Keyfim süpperdi. Yemek yiyeceğimiz yere karar verdik. Bu sırada dondurmacı gördüm. Geçip gitmek olmazdı. İtalyaya geldiğimden beri hergün dondurma yiyorum hem de birkaç sefer. :) Haritada yerini bulduk.
Coco Lezzone isimli restauranta gittik. Fiyatlarının yükseliği ve yer olmaması sebebiyle başka yere gitmeye karar verdik. Borgo Antico denilen yere gitmeye karar verdik. İnce kabuklu pizzasıyla ünlü bir yer. Açık havada oturabiliyorsunuz. Yeri bulmakta zorlandık çünkü isminin yazılı olduğu levhayı şemsiyeler kapatmıştı. Tam önünde hippi pazarı diye söyledikleri bir Pazar vardı.

Pazarı görünce çıldırdım. Organik ürünlerin ve el yapımı ahşaptan ürünlerin olduğu bir pazardı. Birkaç ürün aldık. Alışveriş ettik. Fotoğraf çektik.

Pizzacı Santo Spirito meydanında. Hem meydanı görmüş oluruz dedik. Meydan İtalya’daki diğer meydanlar gibi gösterişli. Karnımızın sesini dinleyip hemen oturduk. :) Mesut Sicilya usulü pizza söyledi. Ben ravioli söyledim. Leziz bir yemekti. Mesut’un pizzasına konulan lakerda ağız tadımıza çok uymasada silip süpürdük her iki yiyeceğide.. :)

Garsonlardan sadece biri ingilizce biliyor. O da çata pata.. :) Yemekten sonra Davutu görmeye gidelim hem orada canlı müzik dinleriz, birşeyler içeriz dedik. Köprünün üstünde gece fotoğraflar çektik. :) Bu sırada bu bisikletli arkadaşı gördük. Arkasında sarhoş bir adamı taşıyor. Adam küfelik durumda :) Onların küfeside böyleymiş dedik. :)))

Dolaştık, dinlendik birşeyler içtik, bir yerlerde oturduk, otele döndük.




























kelebek taktın sen de şu donu düşük davuda:P hihi:P:P
demek ki sadece Türkiye’de olmuyor böyle aradan sıraya girmeye çalışmalar filan. Bu tip insanlardan nefret ediyorum,gıcıklarrrrrr..
Dondorma istiyo canım:)
Bu gezi notlarında harika,bayılıyorum anlatın tarzına:)
öpüyorum kocaman seni:)
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
bir iki üçüncü yorumuda yapim bari:P
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
üçç:P
seni seviyorum kelebek.
not:teyze olmak istiyorum artıkkkk
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
4.
şu organik pazara ben de bayıldım:))))))
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
beş . canımın sıkıldığı çok belli oluyor mu :P
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
altı. bi yiğenim olsa onla oynardın şimdi:( kelebekkk
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
yedi.sen diil ben oynardım yani:P b harf hatası yapmışım:D
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
sekiz. aslında daha kahvaltı etmedim,şu mesut eniştemin pizzadan olsa iyi giderdi:P
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
dokuz. sitenin saat ayarlarını düzelt. şuan saat 05.10 değil 12.10:D
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
on. kırmızı don:P
diycektim ki wordpress amca çok hızlı yorum yapıporsun,biraz daha yavaş ol dedi. ühüüü
Yorum yapan papatya — 12 Ekim 2008 @ 10:55
Hakikaten fırsatçılık sadece türklere has değil ki,nereden çıktı buda.
menfaat ölene kadar var ne yazıkki :(((
ama pazara- pizzaya müzeye bayıldım..
öyle şeker anlatıyorsun sanki koluna girivermişim gibi hissediyorumm.
:)))))))
teşekkürler cnmç
iyi pazarlar.
Yorum yapan bir dut masalı — 12 Ekim 2008 @ 10:55
Pariste de vardı öyle bisiklet taksiler.herhalde daha ucuz diye tercih edenler oluyor.
Avrupada taksi çok pahalı çünkü Türkiye gibi değil.
Burada arabası,motorsikleti olmayan herkes çocuk-genç-yaşlı bisiklet kullanıyor.Arabası olanlar bile çok yaygın bisiklet kullanıyor.Belçikada bisiklet taksi görmedim gerçi ama her yer bisiklet dolu.paralı umimi bisikletler de var şehirlerde…Pariste de vardı o bisikletlerden.
Yorum yapan Burcu(chaplincafe) — 12 Ekim 2008 @ 10:55
süper görüntüler özellikle pizza ve pazara baıldım:)
canımcım tiramisuyu sormuşsun evet sadece yumurtanın sarıları kullanılıyor tavsiye edrim denemeni ben çok seviyorum sende beğenirsin umarım..öpüyorum iyi pazarlar
Yorum yapan serapla turuncu lezzetler — 12 Ekim 2008 @ 10:55
Zerrinim benim canım havuçlu kek istiyormuş, 4 gün sonra buldum =))))
Yorum yapan gülriz — 12 Ekim 2008 @ 10:55
Geldik canim benim. İng bilmedikleri ve turistlere pis davrandıkları için biraz zorlandık ama seyahat güzeldi çok güzel yerler gördük süper gezdik…
Roma 3 gün
Floransa 2 gün
Venedik 2 gün
Verona 1
Bozen günübirlik gidip döndük
Yorum yapan Betül — 12 Ekim 2008 @ 10:55
ne güzel geziyosun arkadaşım bizde böyle azı açık bakıyoruz iki çocukla okadar zorki bizim yerimizede gez canımcım sevgiler
Yorum yapan sebahatersoy — 12 Ekim 2008 @ 10:55